Feeds:
Yazılar
Yorumlar

padisahin oglu olsan

Hayir, buna kesinlikle hakki yoktu. Beni cok kirdi. Yani fikrini beyan edebilirdi tabi, etsindi. Ama bunu bu sekilde, bu kadar ironik bir dille yapmamaliydi. Bizim Z. kimden söz ettigimi biliyor. M. hocayla karsilastigimizda yanimdaydi cünkü.

Z. nin aklina uyup : P  su parcayi M. hocaya armagan ediyorum.

NOT:  N. hocam bitane.

Reklamlar

ben baktim sen gülmedin

Gecenlerde bos derste “Kütüphaneye gidip ders mi calissam yoksa sehir merkezine gidip azicik dolassam mi?” sorusuna cevap ararken, kendimi metroda buldum. Demek ki, havanin güzel olusu beni dolasmayi tercih etmeme itmisti.

Metronun cokta kalabalik olmadigi bir vakitti. Bir gurup ergenin birbiriyle sakalastigi, gülüstügü bir vagona binmisim. Karsimda ise yüzünün aslinda gözden kacmiyacak derece sivilceli oldugunu sonradan farkettigim alman bir kiz oturuyordu. Benim yaslarimda, belki benden yasca biraz kücüktü. Sarisin ve beyaz tenliydi. Dogrusu, yüzündeki kipkirmizi sivilceler beyaz teniyle cok uyumlu duruyordu. Bilmiyorum, garip bir güzellik katmislardi o yüze. Gözleri maviydi. Ve belki de yüzünün hatri sayilir bir kismini kaplayan sivilcelerini sonradan farketmemin nedeni de o gözlerdi. Ayni vagonda, az ileride neseleri ve kahkahalariyla yolcularin dikkatini ceken o cocuklara bakiyordu. Bense gözlerine takilmistim. Birden bire kiza acimaya basladim. Dehsete kapildim desem yeridir herhalde. O güzel gözler bir kac metre ötede cocukluklarini etraflarina savurduklari gülücüklerle doya doya yasayan ergenlere bakarken sanki “Benim cocuklugum calindi. Benim de hakkim yokmuydu?” diye haykiriyordu. O yüz. O gözler. Ne cok sey söylüyorlardi susarken. Uzunca bakti kiz. Az sonra göz göze geldik. Gülümsedim. Ve düsüncelerimde yanilmadigimi anladim. Cünkü o gülümsemedi. Ben ona gülümserken o bana ayni yüz ifadesiyle bakmaya devam etti. Benim gülümsememe ragmen o gülümsemedi. Gülümseyemedi..

Sonra gözlerini kacirdi. Bense icimden lanet okudum. O kizin tebessümünü, onun cocuklugunu calan kisiye veya kisilere lanet okudum. Onun da hakkiydi gülebilmek..
Sonra daha nice insanin tebessümsüz bir hayatin ortasinda oldugunu hatirladim.
Ve o gün cok sey ögrenmistim:

Bazen bir cift göz, binlerce satirin ögretemedigini ögretebiliyordu..

“Hatira fotografi”

FW mailleri sadece basliklari ilgimi cekerse okurum. Ya da kimin gönderdigine bakarim. Bir arkadas öyle bir mail atmisti bana:

Bildik seyler aslinda, Coca Cola’yi desteklemeyin, falanca firma da yahudi firmasi, gibi seyler. Evet bunlar bildik seyler de, bir resimle hayatimda ilk defa karsilastim:

Üc israil askeri Filistin topraklarinda hatira fotografi cektiriyor. Iki asker makineye Cheeeessee derken, bir digeri de o ani ölümsüzlestiriyor. Ve ayaklarinin önünde acimasizca katlettikleri bir filistinlinin cesedi..

Allah kahretsin..!

Insan bu kadar insanlik disi bir cinayette nasil bulunabilir ki?
Bu insanlarin kalpleri var mi?
Bunlar insan mi?

bon nuit, buon giorno, buenos aires

sevgili blog,

dört saat sonra (muhtemelen o dört saatten calar saatla yapilan savas dolayisiyla dört bucuk saat olacaktir) kalkip okula gitmeliyim. haklisin, bunun icin önce bi yatmak gerek. fransizca ödevimi (yarabbicoksükür!) yaptim da. bak suraya yaziyorum: fransiz kadin altina en azindan bi “bien fait!” yazmazsa, o zaman.. o zaman..

hmm..

durun ya, düsünüyorum.

bişey mi dedin?

darling, it’s time to change. doğrudur elbet. ammavelakin (bana ne, ben bitişik yazarım!) söylemekle olmuyor. herşey söylemekle olsaydı, bir kere dünya barışı denen ütopya gerçek olurdu. ama o ütopyaya yaklaşmak, en azından onun çabasını vermek önemli, öyle değil mi muhterem cemaat?

aynen öyle. bazı şeyler tıkırında değil. ya da öylesine tıkırında ki, o tıkır tıkır tıkır sesleri kulaklarımızı pek bi yoruyor. ve şu kulaklar da, hey! beni bu kahrı tek başıma çelecek kadar enayi mi sandınız lan?! diye sitem ettikten sonra beynimizin ellerinden de tutup onu da bu tıkırında giden veya gitmeyen şeylerle muhatap olmaya zorluyor.

bunu gayet iyi biliyorum. günün birinde uyandığımda sineğe dönüşmüş olmıycam. o kadar sürrealizm ancak kitaplarda olur. ve işte tüm mesele burada yatıyor. hatta yatarken öyle inim inim inliyor ki, ne siz sorun ne ben söylim:

hangi hayaller gerçekci? hangileri imkansızlığa mahkum?

hangi duaya amin denir hangisine denmez?

efendiiiiiimm?.. pardon, sizi duymuyorum. inim inim inleyen meselenin iniltilerini daha fazla işitmemek için kulaklarımı kapadım da.

Ke(n)di mutluluğu(n)

julie_katze_renoir.jpg
Düşünüyorum da, galiba insanların hayat adına verdiği onca çaba, şu kedinin sahip olduğu mutluluğu yaşayabilmek için. Ama hayat sadece mutluluktan ibaret değil öyle değil mi? Eudemoniacılık yapmayalım şimdi, Kant amca kızar (üff, ödevimi yapmadım, hatırlatmayın lütfen..)
Ama Allah var, tablo çok güzel. Şu kediciğin yüz ifadesine bakar mısınız?
Renoircığım, ellerine sağlık.

bir çift kundurayla bir de fesi yok

darling, blog, ben geldim.
hatta: padam padam padam.

bunu nasıl başardığımı ben de bilmiyorum, ama ayakkabıcıda “eh belki giyince güzel durur” dediğim fermuarlı çizmelerden birini giyerken elimi çok fena çizdim. (çok fena derken: bir çizmeyi giyerken çizmiş olduğumu göz önünde bulunduracak olursak çok fena. kendimizi ifade ederken olaylara nazaran bakıyoruz anlıycanız.) fazla kan gelmedi tabi. ambulansa felan gerek kalmadı. ortalığı çizmeleri kana bulayıp millete bir sürü iş de çıkarmadık çok şükür. ama ben sana ne diyorum darling, insan çizme giyerken de kendini yaralar mı yahu?!

Anneme söylediğimde, üff blog sen bilmezsin, bi bakışı var, o bakışla baktımı tamamdır.
Artık bir şey söylemesine gerek yoktur. İşte söylediğimde o bakışıyla baktı bana. O iki saniyelik bakışın içine şu mesajlar gizlidir:

1. inanamıyorum sana.
2. sakar kızım benim.
3. önüne bakmıyor musun?
4. kim bilir aklın yine nerdeydi.
5. kimseye söyleme, sana gülerler.
6. bir dahakine dikkat et.
7. çok mu acıdı?..

heh işte tam o anda fırsatı değerlendirip “acıdı.. öpersen belki geçer : P” dedim.
ooww tanrım, ne fırsatçı bişeymişim ben!

ayakkabı mı?
yok ya. ne ayakkabısı ne çizmesi. hiç birşey yok. ya çok cowboyvariler (hiç sevmem), ya da çok topuklu (huu kardeşim, ben o çizmelerle karın üzerinde yürüycem, podyumda değil!), ya da sanki zavallı hayvanı yeni kesmişler de derisini oracıkta ayakkabıya çevirmişler gibi duran eskimovari pabuçlardı (bana göre değil).

sevgili blog,
üzülme, ümidimi yitirmiş değilim.
hem ne demiş atalarımız?
“Arayan Mevlasını da bulur, kundurasını da. “