Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

kalbi pamuktan kiz

Hem nolmus, kalbi pamuktan bir kiz isem.
Masalimsi hayatin bir ucunda bulmussam kendimi.
Koca kalpli cücelerin dua ettigi dünyadayim ben.

Hem nolmus, kaderim kurtsuz kirmizi elmaysa.
Armutun iyisini ayilara biraktiysam.
Kleopatranin üzüme el koydugu dünyadayim ben.

Hem nolmus, uzun bir uykuya dalmissam.
Rüya perileri her dem beni buluyorsa.
Yanaklarimin al al olmaktan yoruldugu dünyadayim ben.

Hem nolmus, kirmizi bir basligim varsa.
Kurtlar ansizin yolumu kestiyse.
Tüfekli avcilarin yasadigi dünyadayim ben.

Hem nolmus, beyaz mektubum geciktiyse.
Güvercinler elcilikten vazgectiyse.
Satirlarin mürekkepsiz yazildigi dünyadayim ben.

Hem nolmus, cennetteki tüm meyvalar benimse.
Istedigim o agac bana haram ise.
Arafatta bekleyen bir Havvayim ben.

aminli dualar yurdu dünya

Ellerin damla damla suya aktiginda
Gözlerin adim adim yildizlara kostugunda
Gönlünü bir yerde biraktiginda
Kelimeler hece hece icinde biriktiginde
Kalbin pul pul döküldügünde
Günlerin safaksiz yarinlara dogdugunda

Sen
Dua et

Ellerinle
Gözlerinle
Gönlünle
Kelimelerinle
Kalbinle
Her gününde..

Bir martıyım..

 galata.jpg

Ebru: Hikmet Barutçugil

 

Bayramınız mübarek olsun.
Allah’a, kanların değil takvaların ulaştığı nice bayramlara.. 

 

bir el var biliyorum

İbrahimi duada bulundum ya, İsmail’i feda etmek gerekiyor.
Canımı vermeyi tercih etsem de, bıçağı dayamak gerekiyor.

Yakub idim Yusufum oldu ya, kuyulara atmak gerekiyor.
Gözlerim ayrılıktan körleşse de, gömleği beklemek gerekiyor.

Ellerim boş. Bir el var
biliyorum
inanmak gerekiyor.

İnanıyorum.

….

Sis oldu Şarkılar

Bu kağıttan gemiyi bırakıyorum
Bu kağıttan denize
Bakıyorum bakıyorum da bitmiyor
Ne çok çizik atmışız yüreğimize

Dünya ne ki dünya ne ki
Beyaz olan her şey biraz mavi
İstesen de istemesen de
Bakarsın bir el tutmuş elini
Bilemez kimse
Allah dilediği gibi serper çiçeklerini
Ve çakar çivilerini dilediği gibi
Bir can olup öylece kaldığımız an
Bir müzik olup sustuğumuz sesinle söyle bana
Bir çocuğun elleri bırakılır mı hiç bırakılır mı
Sana bakıyorum
Çevirme yüzünü ben yabancı değilim
Seninle bakıyorum bu büyük boşluğa
Sana bakıyorum şarkılara bakıyorum
Sis oldu şarkılar elini arıyorum
Kalbim dünyanın ilk aşığının kalbi gibi
Ve ruhum paramparça
Sis oldu şarkılar elini arıyorum
Bilemez kimse beyaz olan her şey
Bazen bir cümleyi bitiremiyorum

Mevlana İdris Zengin

Ruhuna fatiha

Zamanla aramız hiç iyi değil. Ya fazla çabuk geçiyor ya da hiç geçmek bilmiyor.

Ben bu akşam rüyamda İstanbuldaydım iyi mi. Rüya da olsa İstanbulumun havasını gerçekten teneffüs ettiğimi söylesem inanır mısınız? Teneffüs etmek şöyle dursun içime çektim resmen. Güzel bir duyguydu. Ama bir anlıktı. Geçiciydi.

Söyler misiniz, bu dünyada geçici olmayan bir şey var mı? Allah aşkından başka?

Yok di mi? Ama olaya bu şekilde yaklaşmakta doğru değil gibime geliyor. İşlerin, olayların, kişilerin geçici olduğunu düşündükçe onlarla uğraşmanın zaman kaybı olduğu düşüncesi iyice yer ediniyor beynimde. İyi değil. Ekmeden biçilmez ki. Ve dünyaya ve hayata bu gözle bakarsam bir şeyler ekemem öyle değil mi?

Babam İstanbulda. Bayramı orada geçirecek. Onunla birlikte gidebilmeyi ne çok istedim. İstanbulda kış nasıldır? Hiç yaşamadım da. Soğuktur be. Ben soğuğu hiç sevmem. Çok üşüyorum kardeşim. Bu aralar ben soğuktan donmuş burnumu atkımın içinde ısıtmaya çalışırken sokakta bir sürü mini etekle dolaşan ablalar görüyorum, “Kardeşim siz iyi misiniz??” diyesim geliyor. Sonra tersini düşündüm, bu ablalar da yazın benimle ilgili aynı şeyi düşünüyor olabilir. Düşünün kardeşim, ahan da cevabını veriyorum: “Hamd olsun. Hayat işte, nolsun, bildiğiniz gibi.”

Bir de ben hiçte uyumlu bir öğrenci değilim. Bizim enstitüde bir sürü partiler oluyor, tanışalım kaynaşalım diye, gitmiyorum. Sayın Merkel, gördüğünüz gibi alman kültürüne hala entegre olamadım, bunu başarısız politikalarınıza veriyorum.

Şu aralar canım fena halde ölmeden evvel en çok yapmayı arzuladığım on şey listesini yazıp bunları gerçekleştirmek istiyor. Hmm.. Bu on şey arasında ne olurdu acaba?

Erguvaniye güzel bir cenaze merasimi düzenlemek olabilirdi mesela : P

 

sina sagt:

selam yok mu

erguvani sagt:

selam

naber

sina sagt:

iyilik

senden?

ergu sagt:

hamdolsun

sina sagt:

ben yorgunum ya..

ruhum yorgun

ergu sagt:

: )

ahhhhhhh chaniim

sina sagt:

sen gec dalgani gec

ergu sagt:

dalga denizde olur

ve biz berlinde yasiyozz

lütfen

a aa

üstüme iyilik saglik

sina sagt:
seni berlinin nehrinde bi bogarim
görürsün o zaman dalgayi
artik üstüne iyilik saglik mi oluyor ölüm hastalik mi bilemiycem
ergu sagt:

senin ellerinle mi

eywallah
sina sagt:

: )
ergu sagt:

ne büyük seref

sina sagt:

hadi lenn

yemezler

ergu sagt:

f.

sina sagt:

id est?

ergu sagt:

fresseeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee

sina sagt:

hmm dogru ya
suyun altinda
fresseeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
diyemiyorsun
fff deyip bocaliyorsun tabii

yazik

cok yazik sana

ergu sagt:
hahhahahahahhahahaha

sina sagt:

sus kiz

suyun altinda gülünmez

bogulcaksin

: P
ergu sagt:

eshedu blub blub blub

sina sagt:

: ))))

tamam lan
o kadar da gaddar degiliz
hadi sana son namazini kilman icin
iki dakika mühlet

abdestini aldin nasil olsa

: P
ergu sagt:

hahahahhahahahha

imam azam sagolsun

sina sagt:

heeyy

taraf tutmak yok

safii olsaydin

üc dakika verirdim

biz de insaniz canim

ergu sagt:

hahahhahahahhahahahahah

sina sagt:

katil olsakta

insaniz

ergu sagt:

cok incesin

sina sagt:
mersi sekerim

 

 

 

Ellerin boş kaldığında..

Düşünceler başını ağırlaştırdığında. Beynin yorulduğunda. Mantığınla kalbin boğuştuğunda. Dünya anaşılmaz hale geldiğinde. Kendini o anlaşmazlıklar arasında yapayalnız bulduğunda. Ellerin bomboş kaldığında. Yalnızlık senin de kapını çaldığında. İnsanlar senden uzaklaştığında. Kelimeler seni yutkunmaya zorladığında…

Al. Başını ellerinin arasına al.
Kapa. Gözlerini kapa.
Bak. İçindeki karanlığa bak.
Terk et. Dünyalık bedenini terk et.
Çal. Yere göğe sığmayıpta o küçük gönlüne sığan Rabbinin kapısını çal.
Bekle. Kapı hemen açılmasa da bekle. Açılacaktır..
İste. Beklerken İnşirah iste.
İnşirah Rabbim.
Rabbim İnşirah..

Ellerimizin büyük boşluğu

Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık
Alıp başımızı sana gelmek istiyoruz
Sana gelmek orada kalmak istiyoruz
Çok unuttuk hatırlamak istiyoruz
Başımızın okşanmasını, göz yaşımızın silinmesini
Kolumuza girilmesini istiyoruz
Yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz
Rüzgarın sesini, ırmağın sesini
Dağların dağ, denizlerin deniz,
Kadınların kadın, çocukların çocuk
Erkeklerin erkek
Ekmeğin ekmek olduğu bir dünyayı
Yeniden isterken seni istiyoruz aslında
Bunu söyleyemiyoruz
Her yer gece, çok gece
Ve biz meleklerini istiyoruz Rabbim
Çok yenildik yetmez mi
Bir bankanın önünde, bir koltuğun altında
Bir ziyafetin ortasında, bir günahın tenhasında
Büyütüp durduk siyahı
Gece gece gece
Her yağmur tanesini
Bir melek indirirken yeryüzüne
Her yalanı yüz şeytan taşıyor olabilir mi bilmiyoruz
Çünkü bilincimiz içerken binlerce yılın karmaşık şurubunu
Kameraya bakıp kalabalık şeyler söylemek
Ve gülümsemekle meşgulüz şu an
Sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları
Yusuf’u düşüneceğiz, Yakup’u, Musa’yı, İsa’yı düşüneceğiz
Nuh’u ve öbürlerini ve efendimizi, efendimizi
Kuyular, kuyular, kuyular, kazdık
Bir nefes üflemen için yeryüzü bataklığında sazdık
Kestik kendimizi, deldik, yaktık
Sonra sana değil dünyaya aktık
Dünya ki mescitmiş biz onu otel yapmışız
Kalktık ki yenilmişiz, değişmişiz, azmışız
Bir sızı kalmış içimizde başka bir şey yok
Bu sızıdan yol bulup kapına dayanmışız
Bir çocuk oyuncağını alamamış
Bir kız sevdiğini saramamış
Bir anne yıllardır kolları açık bekliyor oğlunu
Bir adam paramparça, bir çift göz için
Biri ekmek götürememiş evine birisi aşk
Birimiz dünyayı kurtaracak birimiz yarını
Birimizin aklı tutuşmuş yanıyor
Birimiz ayrılığın ilk günü gibi her akşam kanıyor
Birimiz kıyametin koptuğuna inanıyor
Birimiz çekip gitmiş yeryüzünden
Ellerini hala açık sanıyor
Geldik işte bunlar ellerimiz
Açılmış bak, bilirsin ne diye
Ki bilirsin biz bu ellerle neler işledik
Burası dünya şu biziz, bunlarda ellerimiz
Öyle açık, öyle acemi, öyle boş
Öyle mahçup, öyle dalgın, öyle boş öyle boş
Senin değilmiyiz hepimiz
Senin değil mi herşey
Alırsın kime ne, verirsin kime ne
Ve bu açtığımız eller senin değil mi
Senin değil miyiz hepimiz Rabbim
Bir yıldız, bir ağaç, bir buğday tanesi kadar
Kimsesisiz kime gidelim,
Yaralarımız var kime,
Sıcak bir şey arıyoruz kime,
Merhamet istiyoruz kime,
Bağışlanmak istiyoruz kime gidelim
Sorumuz ve cevabımız sen değil misin
Yorgunuz kaybetmişiz dalgınız kırgınız küskünüz
Bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde
Kime gidelim
Çok yürüdük yollar kayboldu
Yol olduk sana geldik
Ne getirdin deme bize
Senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur
Geldik işte bunlar ellerimiz
Bunlar da ellerimizin büyük boşluğu
Beş duygum harap, altı yönüm harap
On parmağımda on acı Ya Rab
Denize dalan bir testi nasıl tahammül etsin suya
Fırlattın beni dünyaya, yeniden al kucağına
Çağır beni yeniden
Bu saman çöpünü kasırgada bırakma
Büyük bir kapının önünde
Bir karınca vurmuş kapıyı bekliyor
Kapı açılacak yoksa niye var
Rahmet örtecek günahı
Geride kalacak gazabın adımları
Duyulacak büyük bahçenin o büyük şarkıları
Sunulan şarabı çekinmeden içeceğiz
Görüneceksin durmadan kendimizden geçeceğiz
Görüneceksin her şeyimizle sana göçeceğiz
Başımız yerde, açtık ellerimizi sevgilinle birlikte
Bize bak çekip çıkalım uçurumlardan
Bize bak çıkalım dünyanın bütün kulluklarından
Parçansak al bizi bir daha ayırma evinde uyuyalım
Yabancıysak dost ol bize senden ayrılmayalım
Elimiz açık başımız ve ruhumuz secdede durmuş
Bekliyoruz
Sevdiklerin aşkına
Sevenlerin aşkına
İnşirah inşirah inşirah
Ayetin değil miyiz senin Ya ALLAH

Mevlana İdris Zengin

sürgün tebessümüm

Sevgili Leonardo da Vinci,

yüzüme bir tebessüm lütfen. Merak etme, Mona Lisa’nınki kadar gizemli bir tebessüm olsun istemiyorum. Benim tebessümüm olsun sadece. Benden olsun. Budur istediğim. Söyle, çizebilir misin? Hayır. Çizemezsin. Fırçadan akan tebessümler ancak duvarlara asılabilir. Fırça kopyadır. Maskedir. Gerçek değildir. Ben ama insanım. Gerçeğim. Ben gerçeğim. İnsan bir gerçek. Benim yüzümün aradığı tebessüm içimde bir yerlerde sürünüyor. Gerçek tebessüm gerçek içinde saklı.

İnsanlar tebessümler çizmeye çalışıyor yüzüme. Gözlerinin parmaklarıyla dudak kenarlarımı yukarı büküp mekanik bir smily üretme çabası içerisindeler. Robotlaştırmak istiyorlar. İnsanlar ceplerinde fırçalarla dolaşıyorlar. Yeter ki gülünsün. Sahte oluşu kimin umrunda. Gülmemekle fazlaca negatif enerji yayıyorum galiba. Atmosferi bozuyorum. Karbondioksit gibiyim onların algılayışlarında. Dünya güzel görünmeli onlara. Dünyada gülünmeli. Gülünesi eğlenesi bir yer olmalı. Bozuyorum bu dünyalarını.

Ne dediniz? Kahkaha mı?
İstemez.

“..yine sokaklara, pelte pelte insan kalabalığıyla üzerime akan sokaklara itildim. Karnavaldı ve akşamdı, insanların bol vakitleri vardı ve sürükleniyor, birbirlerine sürünüyorlardı. Ve yüzleri panayır barakalarından dökülen ışıkla doluydu, ve açık yaralardan akan irin gibi, ağızlarından kahkaha taşıyordu..”*

Dünya gülünç..
Ve yüzümün aradığı tebessüm içimde bir yerlerde sürünüyor..

*(Rainer Maria Rilke, Malte Laurids Brigge’nin notları)

Hermann Hesse: Peter Camenzind

00678368n.jpg

Kitaplar iki çeşittir:

1. Elinize aldığınızda sizi ilk sayfaları ile büyüleyen veya büyülemediyse bile okumaya değer olduğunu düşündüğünüz kitaplar.

2. Elinize aldığınızda “Bu ne yaa..?!” deyip bir daha karşılaşmamak için dua ettiğiniz kitaplar.

Peter Camenzind beni ilk bakışta büyülemeyi başarmadıysa bile (sanki büyülememesi Hesse’nin zaafıymış gibi konuşuyorum, ne komik), okunmaya değer olduğu kesindi. Hatırlıyorum, ortaokulda teneffüslerimi feda edip (ah ne fedakar şeysin sen öyle sina..!) okulun kütüphanesinde gönüllü olarak çalıştığım için almanca öğretmenimiz sene sonunda bana bu kitabı bir teşekkür niteliğinde hediye etmişti. Seneler geçti. Okumak bugüneymiş.

Kitabın kahramanı Peter Camenzind, insanlarının hemen hepsinin aynı soyadını taşıdığı şirin bir köyde doğup büyümüştür. Çiftçilikle uğraşan bir ailenin tek evladı olan Peter işten kaçan haylaz bir çocuktur. Babasına işlerde yardım etmek yerine dağlara tepelere kaçmayı, su sesini dinlemeyi, kuşları izlemeyi, bulutlarla dost olmayı, kısacası doğayla bütünleşmeyi tercih etmektedir. Ve işte bu huyu yüzündendir ki, ailesi onu okutmaya ikna olur. Latince öğrenir Peter. Filolog olması öngörülür. İlk saf aşkını da ortaokul çağlarında yaşar. Zengin bir ailenin eğitimli kızı olan Rösiye karşı duyduğu duyguları onu tehlikeli dağlara tırmandırıp oradan sevdiği kız için çiçek toplattırır. Ama çiçekler hiç bir zaman Rösiye ulaşmaz. Zira koskoca avukatın kızı Rösi kimdir, çiftçinin oğlu Peter kimdir. Bu kompleksle okumaya karar verir. Yolu Zürihe düşer. Burada sevgili dostu Richard ile tanışır. “Sen şairsin, öyle değil mi?” sorusu karşısında şaşırır Peter, “Hayır, bir kaç şiir yazmışlığım var ama şair değilim..” der. Ve Peterin şairliğini yüzünden anlayan ilk insan değildir Richard…

1904 yılında ilk defa yayımlanan bu romanı özel kılan şeylerden biri, Hermann Hesse’nin “Peter Camenzind” ile ilk defa ün kazanmış olmasıdır. Ayrıca hikayenin kahramanı Peter Camenzind ile Hermann Hesse arasındaki benzerlikler dikkat çekicidir (Peter tıpkı Hesse gibi annesini genç yaşta kaybeder, küçüklüğünden beri şair olmayı arzuluyordur, intiharı düşünür, İtalyaya seyehat eder vs.) Son olarak akıcı ve zengin üslubunu (zengin= dil zenginliği artı imgeler: örneğin hayatın yükünü taşıyan insanı,  Zeus tarafından gökyüzünü sırtında taşımakla cezalandırılan Atlasa benzetir. )  beğendiğimi belirtmek istediğim “Peter Camenzind”i realiteden kaçmayan herkese tavsiye ederim.

 

 

mantıksal saçmalama- 2

Mantık ödevimi hala yapmadım, inanabiliyor musunuz? “Ammaaaan bize ne senin ödevinden?! Başka derdin mi yok kardeşim, kafamızı şişirdin.” diyor olabilirsiniz. Heh işte, ben de aynısını diyorum: “Ammaaaan bana ne mantık ödevimden? Başka derdim mi yok kardeşim, kafamı şişirdi. “

sonuç:

1. kendimi kandırmayı çok iyi beceriyorum

2. kendimi kandırmayı çok iyi beceriyor olmam iyi birşeymiş gibi bununla övünüyorum

3. bununla övündüğümü itiraf etmem çok önemliymiş gibi bunu buraya yazıyorum

4. buraya yazdığım herşeyin önemli olması gerekiyormuş gibi davranıyorum

5. uykum geldi.

mantiksal sacmalama

kararsizim (sina ve kararsizlik: tipik). ödevlerimi kütüphanede mi yapsam yoksa evime mi gitsem diye; evde hic ders yapasim yokta.. (ev ve ders yapmamak:  psikolojik). havalar cok karanlik (kis ve karanlik: dogal). karanliklar kararsizligima karamsarlik katiyor (k ve sina: uyusmazlik). bilmeyenlerin artik bilsinler diye söylüyorum: bir cümlenin her kelimesi ayni harf ile basliyorsa biz buna aliterasyon diyoruz (sina ve aliterasyonun aciklamasi: günün sevabi). az önce türkolojideki prof anlatti: büyük iskender kuranda ismi gecen hz. zülkarneynmis (büyük iskender ve zülkarneyn: hoca sacmalamis olabilir). mantik ödevim beni bekliyor (sina ve mantik: offffffff..)

1. sina arti mantik esittir offffffff
2. sina arti mantik esittir offffffff ise, sina mantigi pekte sevmiyordur (yalaaaaann!! galiba..)
3. sina mantigi sevmiyorsa, duygusaldir (ehh..olabilir tabi. olmayadabilir..ya da biraz mi sanki?.. hayir ben kararsiz degilim.. dimi?)
———–
4. sina duygusaldir (valla.. ne diyim.. batsin bu dünya! ya da batmasin mi?..hmm..)

« Yeni Yazılar - Eski Gönderiler »