Gecenlerde bos derste “Kütüphaneye gidip ders mi calissam yoksa sehir merkezine gidip azicik dolassam mi?” sorusuna cevap ararken, kendimi metroda buldum. Demek ki, havanin güzel olusu beni dolasmayi tercih etmeme itmisti.
Metronun cokta kalabalik olmadigi bir vakitti. Bir gurup ergenin birbiriyle sakalastigi, gülüstügü bir vagona binmisim. Karsimda ise yüzünün aslinda gözden kacmiyacak derece sivilceli oldugunu sonradan farkettigim alman bir kiz oturuyordu. Benim yaslarimda, belki benden yasca biraz kücüktü. Sarisin ve beyaz tenliydi. Dogrusu, yüzündeki kipkirmizi sivilceler beyaz teniyle cok uyumlu duruyordu. Bilmiyorum, garip bir güzellik katmislardi o yüze. Gözleri maviydi. Ve belki de yüzünün hatri sayilir bir kismini kaplayan sivilcelerini sonradan farketmemin nedeni de o gözlerdi. Ayni vagonda, az ileride neseleri ve kahkahalariyla yolcularin dikkatini ceken o cocuklara bakiyordu. Bense gözlerine takilmistim. Birden bire kiza acimaya basladim. Dehsete kapildim desem yeridir herhalde. O güzel gözler bir kac metre ötede cocukluklarini etraflarina savurduklari gülücüklerle doya doya yasayan ergenlere bakarken sanki “Benim cocuklugum calindi. Benim de hakkim yokmuydu?” diye haykiriyordu. O yüz. O gözler. Ne cok sey söylüyorlardi susarken. Uzunca bakti kiz. Az sonra göz göze geldik. Gülümsedim. Ve düsüncelerimde yanilmadigimi anladim. Cünkü o gülümsemedi. Ben ona gülümserken o bana ayni yüz ifadesiyle bakmaya devam etti. Benim gülümsememe ragmen o gülümsemedi. Gülümseyemedi..
Sonra gözlerini kacirdi. Bense icimden lanet okudum. O kizin tebessümünü, onun cocuklugunu calan kisiye veya kisilere lanet okudum. Onun da hakkiydi gülebilmek..
Sonra daha nice insanin tebessümsüz bir hayatin ortasinda oldugunu hatirladim.
Ve o gün cok sey ögrenmistim:
Bazen bir cift göz, binlerce satirin ögretemedigini ögretebiliyordu..