Doğrusu şu zamanla alıp veremediğim ne var, hiç bilmiyorum. Hayır hayır, “şu zaman” derken “şu içinde bulunduğumuz çağla” demek istememiştim. O ayrı bir konu. Yani o da olabilirdi aslında. Ama benim kastım bizim dünyamızda saniyeler, dakikalar, saatler, günler, aylar, yıllar, asırlar (off sina yeter!) vs. ile ifade edilen zamanın ta kendisi.
Bundan bir kaç sene önce üzerine kafa yorulan konular yok, yerlerine başkaları kondu (Türkiyenin Avrupa Birliğine girme çabaları hariç), dünyayı varlıkları ve eserleriyle geçmişte birsürü çalkalamış olan insanlardan hala mevcut olanlarının sayısı da azaldı (Corc Buş hariç), hayatıma bir şekilde girmiş (kimisi kapıyı nazikçe tıklayarak, kimisi bir hırsız kadar sessizce ve ani, kimisi ise kapıyı yumrulayıp kırarak) insanların ölüm merkebine binerek sadece benim değil başkalarının hayatlarından da çıkmaları daha sık görülür bir vakıa haline geldi.
Yaşlandığımı; gördüğüm, görüştüğüm insanlardan ayrılırken artık “Bir daha kim bilir ne zaman görürüm.. Ya da görebilir miyim?..” gibi düşüncelerin beynimin bir köşesinde gezinmesinden ve gezinmekten yorulmadığından anlıyorum. Evet ben yaşlanıyorum. Her ne kadar toplumun normlarına göre “genç” sınıfından bir insan olsam da, ben artık gür saçları her sabah annesi tarafından ıslak tarakla tarandıktan sonra örülen ve beyaz lastikle sıkıca (bazen fazla sıkıca) bağlanan o küçük kız değilim. Ve ben artık, ruhu iyi notlar almaya, öğretmenlerin övgüsünü kazanacak derecede başarılı olmaya odaklanan bir alamancı kızı teenager de değilim.
Ben yaşlıyım. İnsanların içlerindeki o lanet olası nefsin doğurduğu hırsın, vurdumduymazlığın, egoizmin, menfaatçiliğin, zevk sarhoşluğunun, merhametsizliğin, insansızlığın ve insafsızlığın kol gezindiği bir fani dünyadayım artık. Karamsarlığımı haklı çıkaracak onca sebeplerin karşıma çıktığı anlarımdayım artık.
Ben yaşlıyım.
Ama…
Bugün benden en az bir kafa büyük olan “küçük” kardeşimi on günün hasretiyle yanağından öperken zaman durdu. Abla oldum. Yine.
Okula henüz başlamamış ve okullu olan ablasının dediği her şeye inanacak saflıkta olan bir kardeşin ablasıydım yine. Kardeşine, edindiği tecrübeler sonucu okulda başarılı olmanın yollarını nasihat eden o hırslı alamancı kızı ablaydım yine.
Kardeşim büyümüştü. Ben ise yaşlanmıştım. Ama esasında ikimiz de hala zamanın tüm katmanlarını içimizde taşıyor ve yaşıyorduk. Çocukluk içimizdeydi. Biz yanyana gelince diriliyordu.
Ömrümüzden giden tüm bu zaman zarfında değişen tek şey, defterime dolma kalemle özene bözene yazdığım rakamları anlamaya çalışan kardeşimin artık başka sorular soruyor olmasıdır.
-Abla.. Kapitalizm ney?..
-Bilmiyorum hayatım, bilmiyorum. Ağğh bir bilsem..